Question:
Hocam, bazıları "Hz. Hüseyin (a.s.), Kerbela'da sıkıştırılınca, Yezit ile anlaşmak istemiş, "Beni bırakın gideyim" demiş, ama onlar bırakmayınca da başka seçenegi kalmadıgı için savaşmış. Bu sebeple, haksızlıga karşı başkaldıran, taviz vermeyen, ölümü göze alan bir insan diye bayraktarlaştırılması dogru degildir" sadedinde kelam eylediler. Çünkü, anlaşma yolunu aramış ve başka seçenegi kalmamış, falan... Bu adamlara nasıl cevap verebiliriz?

ziyaretler saymak: 122    Category İmam Hüseyin’in Kıyamının Felsefesi         
Answer

Muhterem kardeşim, bir kimsenin söylediği sözler ve gerçekleştirdiği eylemlerden asıl maksadının ne olduğunu anlamak için onun o olayla ilgili bütün açıklama ve tavırlarını dikkate alması gerekir. Örneğin siz Kur'an-ı Kerim'in mesela şefaat konusuyla ilgili nihai görüşünü almak isterseniz, bu konuda Kur'an'da bulunan bütün ayet ve açıklamaları dikkate almanız gerekir. Yoksa bir ayeti cımbızlayıp alırsanız, Kur'an'ın görüşüne tam ters bir görüş ortaya çıkar. Örneğin şu ayet: "Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz." (Bakara, 48) Şimdi biz sadece bu ayeti dikkate alırsak, (haşa) Kur'an'ın şefaat inancını reddettiğini söylememiz gerekir. Nitekim selefi düşünceliler, bir çok konuda yaptıkları gibi bu konuda da bu yanlışı yapmışlardır. Oysa şefaatle ilgili diğer ayetleri de dikkate aldığımızda, hem bu ayetin gerçek tefsiri ortaya çıkar, hem de şefaat hakkındaki Kur'an'ın nihai görüşü. Hz. Hüseyin'le ilgili söylenenlere gelince, benzer bir durum söz konusudur. Evet Hz. Hüseyin'in Emevî ordusuna "Beni bırakın Medine'ye geri döneyim veya bu topraklardan çıkıp başka yerlere (Emevi sultasının olmadığı bir yere) gideyim" dediği bazı kaynaklarda nakledilmiştir. Bunu söyleyip söylemediği tam sabit değildir. Ancak söylese dahi bunu (haşa) korktuğu için veya mecbur kaldığı için söylediğini söylemek için insanın tam anlamıyla kör veya cahil veya garazlı marazlı birisi olması gerekir. Çünkü eğer öyle olsaydı, hiç baştan bu yola çıkmaması gerekirdi. Eğer Hz. Hüseyin ta Medine'deyken Yezid'in biat teklifine olumlu cevap verseydi, değil herhangi bir sıkıntı yaşaması, tam aksine baş tacı bile edilirdi! Aynı teklif Kerbela'da ve bizzat Aşura gününde son ana kadar kendisine tekrarlandı. Ancak hepsini de tereddütsüz bir şekilde reddetmiştir: Medine'de şu cevabı vermişti Yezid'in valisine: "Yezid şarap içen, haksız yere adam öldüren, açık bir şekilde fisk-u fücur ve haram işleyen birisidir. Benim gibi birisi Yezid gibi birisine asla biat etmez..." (el-Futuh, c.5, s.17) "Eğer dünyada (benim için) bir sığınak ve gidecek bir yer kalmasa dahi yine de Yezid b. Muaviye ile biat etmem..." (Maktel-i Harezmi, c.1, s. 188) "Ümmet Yezid gibi bir yöneticiye müptela olduğu zaman İslam'a elveda demek gerekir." (Maktel-i Harezmi, c.1, s.185) Mekke'de haccını yarıda bırakarak Irak'a doğru hareket ettiğinde şöyle seslenmişti Müslümanlara: "Kim bizim (hedefimiz) uğruna canını feda etmek istiyor ve Allah'a kavuşmayı kendisine sükunet vesilesi olarak görüyorsa, bizimle birlikte yola çıksın..." (el-Luhuf, s.53) Ve bilahare Kerbela'da biat ve teslimiyet tekliflerine şu cevapları vermiştir: "Zina zade oğlu zina zade (İbn-i Ziyad), beni iki şey arasında muhayyer kılmıştır. Ya kılıç, ya da zillet! (Ya savaşıp ölmek, ya da biat edip zillete boyun eğmek) Heyhat! Zillet bizden uzaktır. Buna ne Allah razı olur, ne Resulü, ne müminler, ne de (bizi büyüten) temiz ve tathir kucaklar." (el-Luhuf, s.57) "Hayır! Allah'a andolsun ki, hiçbir zaman zelil birisi gibi size el vermeyeceğim ve köleler gibi kaçmayacağım." (el-İrşad, s.128) "Allah'a andolsun ki kanıma boyanmış bir şekilde Allah'a kavuşuncaya kadar onların (Yezid ve âvânesinin) hiçbir davetine icabet etmeyeceğim." (Bihar'ul-Envar c.45, s.12) "İzzetli bir şekilde ölmek, zilletle yaşamaktan daha iyidir." (Bihar'ul-Envar, c.44, s.192) "Allah'a andolsun ki, kendimi zillet ve alçaklığa asla teslim etmeyeceğim." (el-Luhuf, s.23) "Hiç şüphesiz ben (Allah yolunda) ölmeyi saadet ve zalimlerle birlikte yaşamayı ise zillet ve bedbahtlık olarak görüyorum." (Tuhef'ul-Ukul, s.245) "Ben ölümden korkan birisi değilim. İzzete kavuşma ve hakkı ihya etme yolunda ölüm, ne kadar da kolaydır. İzzete kavuşma yolunda ölüm ebedi bir hayattır. Zilletle yaşamaksa hayatsı bir ölümdür. Beni ölümle mi korkutuyorsun? Heyhat! Okun hedefinden şaşmış, yanlış zanna kapılmışsın. Benim ölümden korkum yoktur. Benim nefsim ölüm korkusuyla zillete boyun eğmeği kabul etmekten daha büyüktür ve himmet ve hamiyetim bu gibi şeylerden çok daha yücedir. Beni öldürmekten başka bir şeye gücünüz yeter mi? O hâlde merhabalar olsun Allah yolunda ölüme. Sizin benim azamet, izzet ve şerefimi yok etmeye asla gücünüz yetmez..." (Ehl'ül-Beyt, Tevfik Ebu İlim, s.448) İmam (a.s)'ın yukarıdaki sözü söylediğini kabul etsek dahi, bundan maksat, evvela o zalim guruha sonuna kadar hucceti tamamlamak ve bütün bahaneleri yok etmek, son ana kadar kan dökülmesini önlemek, en azından bu konuda artık herhangi bir sorumluluğunun kalmadığını ve bütün sorumluluğun karşı tarafa ait olduğunu gözler önüne sermek ve ihtimal de olsa hidayet kabiliyetini henüz kaybetmeyen kimselerin geri dönüşlerine ve hidayetlerine vesile olmaktı. Zaten İmam (a.s) bu konuda elinden gelen her türlü çabayı sarfetmiş ve defalarca onlara hutbe okumuş, kendini ve sahip olduğu konumu ve faziletlerini saymış ve onların bulundukları batıl ve şeytanî yoldan geri dönmelerini öğütlemişti. Nitekim bu çabalar Hürrr-i Riyahî ve Zuhayr b. Kayn gibi bir kaç kişinin tevbe edip İmam'ın ordusuna katılmalarına vesile olmuştur. Evet, nur imamlarının asıl hedefi insanları hidayet etmek, manevi bir tabib olarak onların hastalıklarını tedavi etmektir. Dolayısıyla mümkün olan bütün vesilelerden istifade ederek kan dökülmesini önlemeye çalışırlar. Savaş en son ve zaruri çaredir. İmam Hüseyn (a.s)'ın yaptığı da bundan ibaretti. Evet bu kısa açıklamadan sonra ben size yukarıda naklettiğim bir kaç söze ilaveten Hz. İmam Hüseyin'in Medine'den çıktığı andan itibaren, şehadet anına kadar söylediği tarihi sözlerinden bazı pasajları nakletmek istiyorum ki basiretini kaybetmeyen ve vicdanı kararmayan bir kimseye doğruları anlaması için bunların sadece bir kaçı yeter ve artar bile. Ardından da isteğiniz üzere Hz. Hüseyin (a.s)'ın fazileti hakkında bir kaç hadisi ilave edeceğim: Hz. Ali bin Hüseyin (a.s.) şöyle der: "Babam Hz. Hüseyin bin Ali (a.s.) ile Kerbelâ’ya gidiyorduk. Nerede konaklasak, ne zaman tekrar yola koyulsak hep Hz. Yahya bin Zekeriya’yı anıyor, ondan söz ediyordu. Bir defasında; "Dünyanın Allah indinde ne kadar değersiz olduğu, Yahya’nın başının Yahudi bir zinakâra (fahişeye) armağan götürülmesinden bellidir." buyurdu." (Bihar’ul-Envâr, c.45, s.298) Medine'den ayrılacağı sırada yazdığı vasiyetinin bir ölümünde şöyle yazdı: "Allah’ım! Sen de biliyorsun ki bizim kıyamımız, saltanat hevesiyle veya dünya malına düşkünlüğümüz dolayısıyla değildir. Amacımız, senin dininin işaretlerini diriltip egemen kılmak, sana ait olan şu yeryüzünü ıslah edip her yerde huzur ve güvenliği sağlamak, zulme uğrayan kullarını zalimlerin şerrinden kurtarmak ve senin farzlarını, sünnetlerini ve emirlerini uygulamaktır." (Tuhef’ul-Ukul, s.243). Ceddi Resulullah'ın bir hadisine istinaden şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Rasulullah buyurmuştur ki: Her kim; Allah'ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Rasulü'nün sünnetine muhalif olan, kulları arasında zulüm ve haksızlıkla hükmeden zalim bir yönetici görür, eliyle veya diliyle ona karşı durmazsa, Allah-u Teâlâ onu o zalimi sokacağı yere (cehenneme) sokar." (Maktel-i Harezmi, c.1, s.234) Medine'den çıkmadan söylediği sözlerinden: "Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda, mü'min, Allah'a kavuşmayı (şehit olmayı) istemekte haklıdır." (Tuhef-ül Ukul, S.245) Aşura günü Kays bin Eş’as; "Yezid’in emrine teslim ol." deyince, İmam (a.s.) şöyle buyurdular: "Allah’a yemin ederim ki, onursuz insanlar gibi davranıp size asla biat etmeyeceğim; korkak köleler gibi er meydanından kaçmayacağım asla!" (el-İrşad (Şeyh Müfid), s.216) "Ölümden korkmak bana yakışmaz! Hakkı diriltmek ve izzete kavuşmasını sağlamak yolunda ölüm ne kadar da kolaydır! İzzet ve şeref uğruna ölmek, ölümsüz bir hayata kavuşmaktır; zilletle ve şerefsizce bir hayat ise mutlak ölümden başka şey değildir." (Edeb’ül-Hüseyin, s.159, İhkak’ul-Hak’tan naklen) Şair Farazdak’la konuşurken İmam (a.s.) irticalen şu şiiri söyledi: "Dünya hoş gibi görünse de, ölümsüz cennet diyarı pek daha değerlidir! Eğer şu vücutlar bir gün ölmek için yaratılmışsa, kılıçların gölgesinde şehadeti seçmek daha çok yaraşır insana! İnsanoğlunun rızkı Allah’ın takdiriyle belirlendiğine göre, rızk edinmek için daha az hırs ve tamah göstermek yeğ değil mi? Servet, bırakıp gitmek için toplanıp yığılıyorsa eğer, insanoğlu bırakıp gideceği şeyde niçin bunca cimrilik etmede?" (Keşf’ül-Gumme, c.2, s.240) Şimdi Hz. İmam Hüseyin'in fazileti hakkında bir kaç hadis: Hanbelî mezhebinin imamı Ahmed bin Hanbel, kendi senediyle Ebu Sabit’ten naklen Cabir’in şöyle dediğini rivayet eder: "Ali’nin küçük oğlu Hüseyin camiye girdi; Hz. Resulullah (s.a.a.) onu göstererek şöyle buyurdular: "Cennet gençlerinin efendisini görmek isteyen, Hüseyin’e baksın." (İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, c.8, s.206) İbn-i Kesir, Tirmizi ve diğer tanınmış Ehl-i Sünnet kaynaklarında Hz. Resulullah’tan (s.a.a.) şöyle nakledilmiştir: "Hüseyin benden, ben Hüseyin’denim; Allah Teala, Hüseyin’i seveni sever. Hüseyin, resullerin temiz evlatlarındandır; o, hayrın ve saadetin öncüsü ve sancaktarıdır." (İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, c.8, s.206, Tirmizi'den naklen.) Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah sevsin.” (Sünen-i Tirmizi, c.5, s.324) Yine şöyle buyurmuştur: Kim, gök ehli yanında yeryüzü ehlinin en sevilenine bakmak istiyorsa, Hüseyine baksın.” (Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c.4, s.73) Resul-i Ekrem (s.a.a.) (İmam Hasan ve İmam Hüseyn'e işaret ederek): Bunlar benim ve kızımın yavrularıdır. Ey Allah'ım! Ben bu ikisini seviyorum; sen de onları sev ve onları sevenleri de sev." (Sünen-i Tirmizi, Kitab-ul Menakıb, Hasais-ün Nesai, s.220) İbn-i Hacer Askalani şöyle der: "Abdullah bin Ömer, Kâbe duvarının gölgesinde oturmuştu; o sırada Hz. Hüseyin bin Ali (a.s.) çıkageldi. Abdullah, onu görür görmez; "İşte bu insan bugün gökler ehli nezdinde yer ehlinin en sevgili insanıdır." dedi." (el-İsabet-u Fî Temyiz’is-Sahabe, c.1, s.335) Hz. İmam Hüseyin'in Aşura günü savaş meydanında okuduğu bir kahramanlık şiiri: "Dedem Allah Resulü, yaratılmışların en üstünüdür ve Allah’ın yeryüzünde ışıyıp duran meşalesi biziz. Ben Ali’nin oğluyum, Haşim Oğulları’nın o temiz soylu yiğidinin hani; ve sırf bu iftihar bile yeter elbet bana. Peygamber soyunu yürüten Fatıma, annemdir benim; kanat verilen Cafer amcamdır benim. Allah’ın Kitabı bizim aramızda dosdoğru bir şekilde inmiştir; bizim hidayetimiz ve vahyimiz dillere destandır. Bütün insanlar için Allah’ın emin ve güvenilir dayanak ve sığınağı biziz ve bu hakikati gizli-açık daima söylemişizdir insanlara. Kevser Havuzu’nun sahipleri biziz; dostlarımızı bizzat Hz. Resulullah’ın (s.a.a.) kadehiyle doyuracağız Kevser’e şüphesiz. Bizim Şiamız insanlar arasında en aziz yârenlerdir; düşmanlarımız ise kıyamet günü hüsrana uğrayacak olanlardandır." (Nefes’ül-Mehmum, s.219) Allah'a emanet olun.


Refrence:

Kaynak:www.kevsernet.com


Sunulan cevaplar zorunlu olarak Ehl-i Beyt (a.s) Kurultayı’nın görüşünü yansıtmamaktadır

Ad
E-Posta
Yorumlar