Question:
SAHÎFE-İ SECCÂDİYE NINITIBAR DERECESI NE öLçüDEDI?

ziyaretler saymak: 149    Category Sahife-i Seccadiye         
Answer

Kadri yüce seyyid, Necmüddin Behaüşşeref Ebu’l-Hasan Muhammed b. Hasan b. Ahmed b. Ali b. Muhammed b. Ömer b. Yahya el-Alevî el-Hüseynî -Allah ona rahmet etsin- bize tahdis etti; dedi ki: “Sahîfe kendisine okunuyor, ben de duyuyor iken saadetli şeyh, Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Şehriyar, (mevlamız Emirü’l-Mü’minin Ali b. Ebu Talib aleyhisselam’ın hazinedarı) Hicrî 516 yılının rebiülevvel ayında bize haber verdi; dedi ki: Ebu Mufazzal Muhammed b. Abdullah b. Muttalib eş-Şeyhbanî’den naklen Şeyh Saduk Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Ahmed b. Abdulaziz el-Ukberî el-Muaddel’e okunurken ben duydum; dedi ki: Şerif Ebu Abdullah Cafer b. Muhammed b. Cafer b. Hasan b. Cafer b. Hasan b. Hasan b. Emirü’l-Mü’minin Ali b. Ebu Talib aleyhimusselam bize tahdis etti; dedi ki: Abdullah ez-Zeyyat b. Ömer b. Hattab (Hicrî) 265 yılında bize tahdis etti; dedi ki: Dayım Ali b. Nu’man el-A’lem bana tahdis etti; dedi ki: Umeyr b. Mütevekkil es-Sekafî el­­­-Belhî babası Mütevekkil b. Harun’dan naklen bana tahdis etti; dedi ki: Babasının öldürülmesinden sonra Horasan’a doğru giderken Ali (İmam Zeynelâbidin) aleyhisselam’ın oğlu Zeyd’in oğlu Yahya ile karşılaştım; kendisine selam verdim. Bana, nereden geldiğimi sordu. “Hacdan geliyorum.” deyince, benden; Medine’deki ailesini ve amcazadelerini sordu. Özellikle de Cafer b. Muhammed (İmam Sadık) aleyhisselam’ın durumunu öğrenmek istedi. Ben de, kendisine onun da, diğer yakınlarının da durumlarını anlattım ve babası Zeyd b. Ali aleyhisselam’a çok üzüldüklerini söyle­dim. Bunun üzerine bana dedi ki: “Amcam Muhammed b. Ali (İmam Muhammed Bâkır) aleyhisselam babama kıyam etmemesini tavsiye etmiş, kıyam edip Medine’den ayrılırsa başına neler geleceğini kendisine söylemişti. Yakınlarda amcamın oğlu Cafer b. Muhammed (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam ile görüştüğün oldu mu hiç?” - “Evet, oldu.” dedim. - “Benim hakkımda bir şey söylediğini duydun mu?” dedi. - “Evet.” dedim. - “Ne söyledi, anlatır mısın?” dedi. - “Canım sana feda olsun, hakkında duyduğumu söyleyerek seni üzmek istemem.” dedim. - “Ölümden korkacağımı mı sandın? Duyduğunu söyle.” dedi. - “Baban öldürülüp asıldığı gibi senin de öldürülüp asılacağını söylüyordu.” dedim. Bunun üzerine, yüzünün rengi değişti ve şöyle dedi: “Allah dilediğini bozar, dilediğini yazar ve kitabın aslı onun katındadır. ” (Ra’d/39 ) Ey Mütevekkil, Allah bu işi (dinin ihyasını) bizimle desteklemiş, bize ilim ve kılıcı bir arada vermiştir. Amcazadelerimize ise sadece ilim verilmiştir.” Ben dedim ki: “Kurbanın olayım, ben, insanların amcan oğlu (İmam) Cafer aleyhisselam’a sizden ve babanızdan daha eğilimli olduğunu gördüm.” O dedi ki: “Amcam Muhammed b. Ali (İmam Muhammed Bâkır) ve oğlu Cafer (İmam Cafer Sadık) aleyhimesselam insanları yaşama davet ettiler. Biz ise onları ölüme çağırdık.” Ben: “Ey Resulullah’ın torunu, onlar mı daha bilgililer, yoksa siz mi?” diye sordum. Bir süre yere baktıktan sonra başını kaldırdı ve şöyle dedi: “Hepimizin ilmi var; ama onlar bizim bildiğimiz her şeyi biliyorlar; biz ise onların bildiği her şeyi bilmiyoruz.” Daha sonra şöyle dedi: “Amcamın oğlundan bir şey yazmış mısın?” - “Evet” dedim. - “Onu bana gösterebilir misin?” dedi. Bunun üzerine; ona, ilimden bazı şeyler ve bir dua çıkarıp gösterdim ki, onu Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam bana söylemiş, ben de yazmıştım. Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam: “Bu duayı, babam Muhammed (Bâkır) b. Ali (Zeynelâbidin) aleyhimesselam babası Ali (Zeynelâbidin) b. Hüseyin aleyhimesselam’ın Sahîfe-i Kâmile’sinden bana okumuş, ben de yazmıştım.” diye haber vermişti. Duayı elimden alıp sonuna kadar şöyle bir gözden geçirdi ve: “Bir nüshası da benim yanımda olması için üzerinden yazmama müsaade eder misiniz?” dedi. Ben: “Ey Resulullah’ın torunu, aslında sizin yanınızda olanlardan yararlanmak için benim sizden müsaade almam gerekiyor.” dedim. Bunun üzerine dedi ki: “Sana, babamın (Zeyd’in), babasından (İmam Zeynelâbidin’den) alıp koruduğu, bana korumamı ve ehli olmayan kimselere göstermememi emrettiği kâmil bir dua kitabı göstereceğim.” Umeyr diyor ki: Babam daha sonra şöyle devam etti: Ben, ayağa kalkıp onun (Yahya’nın) başından öptüm ve dedim ki: “Ey Resulullah’ın torunu, ben, sizin sevginiz ve size itaat etmekle Allah’a kulluk sunmaktayım; hayatımda da, ölümümde de saadeti sizin velayetinizde aramaktayım.” Benim bu sözlerimden sonra, kendisine verdiğim sahîfeyi yanındaki gence verdi ve: “Bu duayı güzel ve okunaklı bir yazıyla yaz ve bana getir; üzerinden okuyup ezberlerim belki. Çünkü ben daha önce onu (İmam) Cafer’den -Allah onu korusun- istiyordum, vermiyordu.” dedi. Mütevekkil diyor ki: “Yaptığım işe pişman oldum ve ne yapacağımı bilemiyordum. Fakat Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) aleyhisselam onu kimseye vermememi söylememişti bana.” Sonra (Yahya): “Falanca heybeyi bana getirin.” dedi. Heybenin içinden kilitli mühürlü bir sahîfe çıkardı. Mühre bakıp öptü ve ağladı. Sonra mührü kırdı, kilidi açtı ve sahîfeyi açıp gözünün üzerine koydu, yüzüne sürdü. Sonra: “Ey Mütevekkil, eğer benim öldürülüp asılacağıma dair amcam oğlunun (İmam Sadık’ın) sözünü nakletmeseydin, bunu sana vermezdim ve bu hususta çok cimri davranırdım. Fakat biliyorum ki, onun sözü babalarından aldığı bir gerçektir ve yakında sözü doğru çıkacaktır. Bu yüzden, böyle bir ilmin Ümeyye Oğulları’nın eline geçeceğinden korktum. Onların eline düşerse, onu insanlardan gizler, kendileri için saklarlar. Onun için bunu al ve benim tarafımdan koru. Allah, benimle bu kavmin (Ümeyye Oğulları) arasında vereceği hükmü verdikten (ben öldürüldükten) sonra onu, (Hz.) Ali oğlu (İmam) Hasan aleyhimesselam oğlu Hasan oğlu Abdullah’ın oğulları Muhammed ve İbrahim’e ulaştır. Çünkü bu işte (harekette) benden sonra kıyam edecek olanlar onlardır.”dedi. Mütevekkil diyor ki: “Sahîfe’yi ondan aldım. Zeyd oğlu Yahya öldürüldükten sonra Medine’ye gittim. Orada Ebu Abdullah (İmam Sadık) aleyhisselam ile görüşüp Yahya’nın başına gelenleri ve onunla aramızda geçenleri kendisine anlattım. İmam, ağladı ve onun için çok üzüldü ve: “Allah, amcamın oğluna (Yahya’ya) rahmet etsin, onu babaları ve dedelerine kavuştursun. Ey Mütevekkil, Allah’a andolsun, duayı ona vermememin sebebi, babasının sahîfesi için korktuğu şeyden (Ümeyye Oğulları’nın eline düşme korkusundan) başka bir şey değildi. Şimdi o sahîfe nerededir?” dedi. - “İşte.” dedim. Sahîfe’yi alıp açtı ve: “Allah’a andolsun, bu amcam Zeyd’in yazısı ve ceddim Ali (Zeynelâbidin) b. Hüseyin aleyhimesselam’ın duasıdır.” dedi. Sonra oğluna dönüp: “Ey İsmail, git ve korumanı, saklamanı emrettiğim duayı bana getir.” dedi. İsmail, gidip bir sahîfe getirdi ki, Zeyd oğlu Yahya’nın bana verdiği Sahîfe’nin aynısıydı sanki. Ebu Abdullah (İmam Sadık), onu öpüp gözüne sürdü ve: “Bu, benim huzurumda dedem (İmam Zeynelâbidin’)in söyleyip babam (İmam Bâkır’)ın yazdığı bir sahîfedir.” dedi. Ben: “Ey Resulullah’ın torunu, onu Zeyd ve Yahya’nın Sahîfesiyle karşılaştırmama izin verir misiniz?” dedim. İmam, bu iş için bana izin verdi ve: “Sen bu işin ehlisin.” buyurdu. O ikisini birbiriyle karşılaştırınca bir olduğunu ve aralarında hiçbir fark bulunmadığını gördüm. Daha sonra Yahya’nın Sahîfe’sini, Hasan oğlu Abdullah’ın oğullarına vermek için Ebu Abdullah (İmam Sadık) aleyhisselam’dan izin istedim. İmam: “‘Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder.’ (Nisa/58) Evet, götür ver.” dedi. Abdullah’ın oğullarıyla görüşmek için kalktığımda İmam: “Sen otur; ben onları çağırttırırım.” buyurdu. Muhammed ve İbrahim geldiklerinde İmam: “Bu, amcanız oğlu Yahya’nın babasından olan mirasıdır. Onu kardeşlerine değil, size vermiştir. Bizim de onunla ilgili bir şartımız var size.” diye buyurdu. Onlar: “Allah’ın rahmeti üzerinize olsun; şartınızı söyleyin, kabul ediyoruz.” dediler. İmam: “Bu Sahîfe’yi Medine’den dışarı çıkarmayınız.” diye buyurdu. Sebebini sordular. İmam: “Amcanızın oğlu Yahya’nın Sahîfe için korktuğu şeyden, ben sizin için korkuyorum.” dedi. Onlar: “O, öldürüleceğini öğrenince Sahîfe için korkmuştu.” dediler. İmam: “Siz de güven içinde olduğunuzu zannetmeyin. Allah’a andolsun, ben biliyorum ki, o kıyam ettiği gibi siz de kıyam edecek ve o öldürüldüğü gibi siz de öldürüleceksiniz.” buyurdu. Onlar, “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-Aliyyi’l-Azîm” dedikleri halde kalkıp gittiler. Onlar gittikten sonra İmam: “Ey Mütevekkil, Yahya sana: “Amcam Muhammed (Bâkır) b. Ali ve oğlu Cafer (Sadık) insanları yaşama çağırdılar; biz ise onları ölüme çağırdık.” demişti, değil mi?” diye buyurdu.” - Evet, Allah sizin işlerinizi düzeltsin, amcan oğlu Yahya bu sözleri bana söylemişti.” dedim. İmam: “Allah Yahya’ya rahmet etsin, babam; babasından, dedesinden, (Hz.) Ali aleyhisselam’dan bana şöyle bir hadis anlattı: “Minberinin üzerindeyken Resulullah’ı salla’llahu aleyhi ve âlih hafif bir uyku tuttu. Rüyasında bazı kişilerin maymunlar gibi minberine sıçrayıp halkı cahiliyeye geri döndürdüklerini gördü. Birden uyanıp oturdu. Üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Bunun üzerine, Cebrail aleyhisselam şu ayeti getirdi: “(Ey Habibim) Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur’an’da lanetlenmiş olan ağacı (soyu) insanlar için fitneden (imtihan vesilesinden) başka bir şey kılmadık. Biz, onları (cehennem azabından) korkutuyoruz, ama bu, onlara büyük bir taşkınlıktan başka bir şey artırmıyor.” (İsra/60) Burada Ümeyye Oğulları kasdedilmektedir. Resulullah: “Ya Cebrail, bu kişiler benim asrım ve benim zamanımda mı olacaklar?” dedi. Cebrail: “Hayır, dedi, İslam değirmeni, hicretinden 10 yıl geçinceye kadar dönmesine devam edecektir. Daha sonra, hicretinin 35. yılının başında dönmeye başlayıp 5 yıl öylece devam edecektir. Ondan sonra sapıklık değirmeni dönmeye başlayacak; sonra firavunların hakimiyeti kurulacaktır.” dedi. İmam daha sonra şöyle buyurdu: “Yüce Allah, bununla ilgili olarak şu ayetleri indirdi: “Hiç kuşkusuz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu çok iyi bilirsin sen. Kadir gecesi bin aydan daha iyidir.” (Kadir/1-3) Ümeyye Oğulları’nın, saltanat ettiği ve içinde Kadir gecesi bulunmayan bin ay kastedilmiştir. Böylece Allah azze ve celle Peygamberine aleyhisselam Ümeyye Oğulları’nın bu süre boyunca ümmete musallat olup hükümranlık edeceklerini haber verdi. Bu süre içerisinde dağlar bile, onlara üst olmaya kalkışsa, onlar üst olur. Allah, saltanatlarına son verinceye kadar bu durum böyle devam eder. Bu süre içerisinde biz Ehl-i Beyt’e düşmanlık ve zulüm, onların sloganı olur. Allah onların saltanatı döneminde Muhammed’in Ehl-i Beytinin, sevenlerinin ve şiilerinin başlarına ne belalar geleceğini Resulüne haber vermiştir.” İmam şöyle devam etti: “Yüce Allah, onlarla ilgili olarak şu ayeti indirmiştir: “Allah’ın nimetini küfre çevirip kavimlerini (de) helak yurduna, girecekleri cehenneme yerleştiren kimseleri görmedin mi? Ne de kötü yerdir orası?” (İbrahim/28-29) Allah’ın nimeti, Muhammed ve Ehl-i Beytidir. Onları sevmek, imandır; insanı cennete götürür. Onlara düşmanlık, küfür ve nifaktır; insanı cehenneme sokar. Resulullah salla’llahu aleyhi ve âlih bu sırları Ali ve Ehl-i Beytine bildirdi.” Mütevekkil diyor ki: Ebu Abdullah (İmam Cafer Sadık) daha sonra şöyle buyurdu: “Kaim’imiz (kıyam edecek olanımız, Hz. Mehdi -a.f-) kıyam edinceye kadar biz Ehl-i Beyt’ten biri, bir zulmü defetmek veya bir hakkı diriltmek için kıyam edecek olursa, bela ve musibetler onu mahveder; kıyamı, bizim ve şiilerimizin zahmetini, üzüntüsünü artırır.” Harun oğlu Mütevekkil diyor ki: “Daha sonra Ebu Abdullah (İmam Sadık) aleyhisselam o duaları bana söyledi, ben de yazdım. Dualar yetmiş beş bab idi. On bir babını kaybettim, altmış küsur bab yanımda mevcuttur.” (Sahîfe-i Seccadiye’nin ravisi olan Amidürrüesa, Sahîfe’yi bir başka tarik ile de naklederek şöyle diyor): Ebu Mufazzal bize tahdis etti; dedi ki: Muhammed b. Hasan b. Ruzbeh Ebu Bekr el-Medainî el-Kâtib, (Kufe’nin) Rahbe mahallesindeki Evinde bana tahdis etti; dedi ki: Muhammed b. Ahmed b. Müslim el-Mutahharî bana tahdis etti; dedi ki: Babam, Umeyr b. Mütevekkil el-Belhî’den, o da babası Mütevekkil b. Harun’dan, şöyle dediğini bana tahdis etti: “Yahya b. Zeyd b. Ali (Zeynelâbidin) aleyhimesselam ile karşılaştım...”


Refrence:

kaynak: Şii Türkçe siteleri


Sunulan cevaplar zorunlu olarak Ehl-i Beyt (a.s) Kurultayı’nın görüşünü yansıtmamaktadır

Ad
E-Posta
Yorumlar